Orta Doğu’da ilan edilen **iki ateşkes**le birlikte, bölgede tarihi atılımlar için zemin hazırlanıyor olabilir mi? İran ve Lübnan’daki ateşkesler ‘sarsıntılı’ olarak nitelendirilse de, savaşın gürültüsü bir kez daha dindiğinde, bu an fırsatlarla ve risklerle dolu bir dönemi işaret ediyor.
Lübnan’daki Ateşkes ve İran’ın Rolü
Dün gece **İsrail ile İran destekli Hizbullah milisleri arasındaki çatışmalara 10 günlük bir ara** verildiği duyurusu, ilk bakışta **İran için bir zafer** olarak yorumlanabilir. Tahran rejimi, Lübnan’da bir ateşkes talep etmiş ve ABD ile görüşmelerin bu olmadan ilerleyemeyeceğini belirtmişti. Ateşkesin yürürlüğe girmesiyle birlikte İran, **Hürmüz Boğazı’nı ‘tamamen açık’ ilan etti**ğini duyurarak yanıt verdi.
Geçtiğimiz hafta sonu İslamabad’da yapılan maraton müzakere oturumları, Lübnan’daki çatışmalar devam etse bile (İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırılardan kaçınmasıyla) ilerlemenin mümkün olduğunu göstermişti. Ancak hem İran hem de Pakistan, **Lübnan’ın bu sürece dahil edilmesi** konusunda ısrar etmişti. Bu durum, kuzey sınırına yakın yaşayan İsraillilerin büyük tepkisini çekti. Onlar, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun Amerikan baskısına boyun eğdiğini ve Hizbullah’ın ülkelerine bir daha roket atmamasını sağlayamadığını düşünüyorlar.
Bazı İsraillilere göre, ateşkes doğrudan İran’ın işine geliyor ve İsrail’in ölümcül düşmanının olayların seyrini dikte etmesine olanak tanıyor. Sağcı günlük Israel Hayom’dan Shirit Avitan Cohen, “Ateşkes, İsrail’in kaçınmaya çalıştığı durumu, yani **İran ile Lübnan operasyon alanı arasındaki bağlantıyı meşrulaştırmayı fiilen onaylıyor**” diye yazdı. “Dün, Hizbullah ayrıca efendisinin ve Lübnan’ın direksiyonun başında olduğunu ve bölgede olup bitenleri dikte etmeye devam ettiğini nihai olarak teyit etti.”
Tüm Taraflar İçin Kazançlar
Aslında, bu örtüşen çatışmalara dahil olan tüm oyuncular son anlaşmadan bir şeyler elde ediyor. ABD Başkanı Donald Trump ve İran liderliği için bu, ateşkesi sağlama konusunda takdir toplama şansı. Netanyahu, İsrail birliklerinin güney Lübnan’da kalmaya devam ettiğine işaret edebilirken, Lübnan hükümeti aylarca süren çabaların ardından artık İsrail ile doğrudan müzakereler yürütüyor.
Hizbullah, ateşkese uyacağını belirtse de (‘tetiğin üzerinde parmağının olduğunu’ vurgulayarak) yenilgiye uğramadı ve silahsızlandırılmayacağı konusunda ısrar ediyor. Hizbullah’ın üst düzey lideri Vafik Safa, BBC’ye verdiği demeçte, “Gerçek bir ateşkes, İsrail’in çekilmesi, esirlerin ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönmesi ve yeniden yapılanma olmadan **Hizbullah’ın silahları** hakkında konuşmak mümkün değil” dedi.
İsrail-Lübnan Barışının Önündeki Engeller
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan Lina Khatib, ateşkesin İsrail ve Lübnan’ın yüz yüze görüşmelerine zemin hazırladığını, ancak iki ülke arasındaki barış anlaşmasının önündeki engellerin çok büyük olduğunu belirtiyor. Khatib, “Konu çok karmaşık” diyor. “Sınır belirleme, **Hizbullah’ın silahsızlandırılması** ve İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmesiyle ilgili.”
İsrail ve Lübnan teknik olarak 1948’den beri savaş halinde ve iki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmuyor. Ancak Khatib, bu haftaki Washington’daki İsrail ve Lübnan büyükelçileri arasındaki doğrudan görüşmelerin, İran’ın bölgedeki konumunu güçlendirmekten ziyade, **Lübnan’ı İran’ın elinden alma sürecini başlattığını** savunuyor. “**Bölgesel güç dengesi İran’dan uzaklaşıyor**” diyor. “Artık Lübnan’ı bir pazarlık kozu olarak kullanamayacak.”
ABD-İran Görüşmelerinin Gündemi ve Hürmüz Boğazı
Ancak çok şey, ABD ile İran arasındaki diğer diplomatik süreçte olup bitenlere bağlı. Amerika ve İsrail’in **İran’ın Orta Doğu’daki ‘kötü niyetli davranışları’** olarak gördüğü şeyleri azaltmak, İslamabad’da ikinci bir tur görüşme gerçekleşirse Washington’ın gündeminde olacak. Özellikle İsrail için, **İran’ın Hizbullah, Hamas ve Yemen’deki Husilere verdiği desteğin kısıtlanması**, İran’ın ‘Direniş Ekseni’nin Yahudi devletini tehdit ve taciz ettiği on yıllara son vermek açısından hayati önem taşıyor.
İran, bölgesel nüfuzunun hayati bir aracı olarak gördüğü bu durumu kolay kolay bırakmayacaktır. Ancak bu, önümüzdeki zorlu engellerden sadece biri. Diğerleri – **İran’ın nükleer programının kaderi ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği** – ciddi müzakereler gerektirecek.
Trump, her zamanki gibi kontrolü elinde tuttuğunu göstermeye çalışarak, İran ile bir anlaşmanın ‘çok yakın’ olduğunu, savaşın ‘harika gittiğini’ ve İran’ın geçen yıl bombalanan İsfahan’daki bir tesisin enkazı altında olduğu düşünülen yaklaşık **440 kg (970 lb) yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu** (başkanın ‘nükleer toz’ demeyi sevdiği) teslim etmeyi kabul ettiğini gazetecilere söyledi. İran bu iddia hakkında kamuoyuna açıklama yapmazken, yargıya bağlı Mizan Haber Ajansı’nın aktardığı isimsiz bir yetkili, “Amerika’ya herhangi bir nükleer malzeme konusunda hiçbir zaman müzakere yapılmadığını” belirtti.
Nükleer dosyadaki herhangi bir anlaşma, İran’dan **asla nükleer silah yapmayacağına dair bir taahhüt** ve zenginleştirmeyi ne kadar süreyle askıya alacağı konusunda bir anlaşma da gerektirecek. Ardından, İran’ın ülkenin cephaneliğinde her zaman bulunan ancak yakın zamanda devreye sokulan diğer silahı var: **Hürmüz Boğazı’nı kapatması**.
İran, dar su yolundaki deniz trafiğini yönetecek **yeni bir protokol seti istiyor**. Mevcut ‘boğaz kontrolü’nü, Umman ile birlikte Körfez’e giriş ve çıkışları kontrol etme konusundaki egemen hakkını tanıyacak yasal bir çerçeveyle değiştirmek istiyor. Bu arada, İran Dışişleri Bakanı Abbas Aragçi, Lübnan’daki ateşkese hoş geldiniz diyerek, Boğaz’ın ‘ateşkesin kalan süresi boyunca tamamen açık’ olduğunu – yani önümüzdeki hafta boyunca – belirtti. Bir uyarı var: gemilerin Aragçi’nin ‘İran İslam Cumhuriyeti Limanlar ve Denizcilik Teşkilatı tarafından zaten duyurulan koordineli rotayı’ kullanması beklenecek. Bu, savaştan önce kullanılan iki trafik ayrım şeridinin kuzeyinde, İran ana karasına çok daha yakın seyreden yeni rotalara atıfta bulunuyor gibi görünüyor.
Bunun Körfez içinde sıkışıp kalan gemi trafiğini ne kadar hızlı rahatlatacağı henüz belli değil. Trump, tipik coşkulu üslubuyla, boğazın ‘TAMAMEN AÇIK VE TAM GEÇİŞE HAZIR’ olduğunu söylüyor ve piyasalar olumlu tepki vermiş gibi görünüyor. Ancak kaptanlar dikkatli olabilir ve Trump, **ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukasının şimdilik devam ettiğini** belirtiyor.
Gelecek Müzakerelerin Zorlukları
Bu olumlu gelişmelere rağmen, müzakerecilerin kat etmesi gereken çok yol olduğu söylenebilir. İran ile yapılan son büyük anlaşma olan **2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA)**, yaklaşık 20 ay sürdü ve sadece nükleer konuyu ele aldı. Trump, 2018’de Amerika’yı anlaşmadan çekerek anlaşmanın çökmesine yol açtı.
Trump, hızlı bir anlaşma yapıcı imajını yansıtmayı sever, anlaşmalarının gerçekte neyi başarıp başarmadığını nadiren sorgular. 2018-19’daki Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile yaptığı iki zirvenin tüm tantanasına rağmen, toplantılar aslında çok az şey başardı. Pyongyang nükleer programını geliştirmeye devam ediyor.
Ancak son altı haftanın çalkantılı olaylarından sonra, bir tür diplomatik süreç iyi bir şekilde ilerliyor ve Lübnan’daki ateşkesin ardından bir ivme kazanmış durumda. Bu, nihai bir savaşa geri dönüşü engellemek için yeterli mi? Bunu Trump bile bilmiyor.
#OrtaDoğu #Ateşkes #İranGörüşmeleri #HürmüzBoğazı #Lübnan #İsrail #Hizbullah #NükleerProgram #Diplomasi #ABDİran












Leave a Reply